Yağmur sularından bisikletli ulaşıma

İstanbulun göl ve akarsularının zamanla yok olduğuna üzülmeyin, hem de hiç! Bülbül Deresi bok içindeymiş, Riva Deresi olmuş sanayi çöplüğü, Bülbül Deresi üzerinden asfalt geçmiş, Ayazmadere olmuş mahalle, göller kurumuş, kuşlar göçmüş kime ne? Üzülmeyin, gölünüz, dereniz ayağınıza geldi!

Gök gürleyip de sağanak boşandığında belediyemizin hizmeti üstün yol mühendisliği ve fen işleri işbirliğiyle yollarımız bir Van Gölü, bir Kızılırmak, bir Keban Barajı, bir Maveraünnehir oluyor. Ne mutlu bize! Gidip de göremediğimiz doğal güzellikler ayağımıza geliyor.

Yağmur suyuna hasret mazgallar ya da mazgala hasret yağmur suları devasa reklam panolarında boş boş sırıtıp dini, resmi hiçbir bayramı, kandili, mevlüt kaçırmadan kutlayan, tebrik eden belediye başkanlarının sürekli ve devasa bir hizmeti. Öyle ki her yağmurda çöken, su basan, her kar fırtınası sonrası aşınan, un ufak olan yollarımız sağlık ve vücut bütünlüğümüze büyük zararlar veriyor. Şöyle ki akan suyun pisliği tarih olmuş hastalıklara davetiye çıkartırken aşınan, çukurlarla dolu olan yolların engebesi de bir yerlerimizin burkulup kırılmasına yol açıyor. İster yürüyerek, ister bisiklet sürerek, ister tekerlekli sandalyede, koltuk değneğinde veya beyaz bastonla…

Bu şehrin sokaklarında dolaşmak, bir yerden bir yere gitmek, iş peşinde koşturmak yağmurda güneşte, baharda kışta yürümek sapasağlam olsanız bile zorken biz kalkmış bir de bisikletli ulaşım için çabalıyoruz! Yaşamanın bile şansa olduğu bir yerde istediğimiz fazlasıyla lüks değil mi?
Danimarkalılar bisiklet yollarıyla ülkelerini el diyarlarına bağlarken Almanya gelecek yirmi beş yıl içinde merkezden taşraya dek kademeli olarak şehirleri otomobilden arındırmak için planlar hazırlar, Hollandalılar kara kış kıyamet demeden çoluk çocuk bisiklete biner, Venezuella çevreci politikaları uygulamak için ilkokuldan üniversiteye öğrencileri bisikletli ulaşıma teşvik ederken biz hâlâ bilmem kaç kavşaklı, kelebekli, şeritli, double-triple yollarla, köprülerle, kavşaklarla yenileşelim!
İnsana değer veren, çevreyi koruyup kollayan, sürdürülebilirliğine inanan bir yönetime sahip olup olmadığımızın aynasıdır bisiklet ve yaya trafiği. Ama ne gam! Milli ulaşımın merkezine otomobil sanayisini alan bir ülkede bunlar “şimdilik” hayal.
Hayal kurmaya devam edelim blogger Duygu Can‘ın sözleriyle:
“Yollar geniş ama trafiksiz olsun. Bisikletler çoğunlukta, arabalar azınlıkta olsun. Kaldırımlar geniş olsun. Bu şehir güneşli olsun. İnsanlar genelde sarışın ve dinç olsun. Hep gülümsesinler. Her gördüklerini kucaklasınlar. Bu şehir zengin olsun. Bu şehrin insanları köylü olsun. Hayvanlarla ve doğayla bütün olsun. Sokaklarında hep kahkaha olsun.”
Tamam insanlarımız sarışın değil ama istenen her şeye sahipler, ama şehirlerimiz ne yazı ki! Yeni Türkiyenin şehirleri birer beton yığınları, parklar ise şehir içinde hapsolmuş birer mahkum, yegane yeşillikler ise mezarlıklar olup çıkmış. 
Son sözü şair Nevzat Çelik söylesin Saklambaç şiiriyle:
“önüm arkam
sağım solum
beton
hey toprak
neredeysen çık”
Daha fazlasını okumak için:

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.