Tur Günlükleri: TCRno6 için 3. idman

In Yollular We Trust!

 

Planladığımız rota sabahın kör karanlığında yola çıkıp şöyle bir İstanbulun kuzeyine uğrayıp geri gelmekti; tabii Bora the Sakalsonun ne sabaha ne öğlene dahil edilebilecek ziyafetinden kurtarabilirsek kendimizi. Sabah 6 gibi kalkıp buz tutacak kıçımız yine yollarda diye düşünerek kat kat giyindim, aslında hepimiz giyindik diyebiliriz: tek ya da çift katmanlı içlikler, üzerine ceket, içi traşlanmış polar astarlı kışlık taytlar, kısaları çekenler diz ısıtıcı vs. Bisiklet sürmeye değil sanki kayak yapmaya gidiyoruz ama İstanbul burası: Güneş olsa da tepede kıçı donar insanın ki, bizim de başımıza gelen bu oldu… Sabah ayazında çiğ düşmüş yollara, kızaklaya kızaklaya boğaz kıyısını aşarken sis içinde uhrevi bir yolculuğa çıktık. Kim kim mi?

 

Ekip olarak Üskadarda toplanıp sahil yolundan trafik bastırmadan Beykoz Korusuna doğru pedallamaya başladık; trafik bastırmadan, çünkü alem kahvaltı manyağı olmuş Çengelköyde… Rahatlamak için gidilecek bir kahvaltıya insanlar trafik içinde sinir stres içinde gidiyor, demli çaya abandıkça iyice agresifleşiyor, hesap da kabarık gelince al sana trafik canavarı!

Daha Beylerbeyini tırmanmış inişe geçmişken Mesutcan, zaten ıslak olan viraja tedirgin girince tam alamadı ve bingo! Amele sümüğü gibi yere yapıştı; neyse gülerek kalktı, dünkü sürüşe kısalarla gelince kıçı donmuş, kendisine “uzunları çek lan kıçına” demiştim. Bugün giyindiği uzunla ne yazık ki düşünce zedelendi; varsın olsun canı sağ yeter! Sahil yolundan Beykoza dek devam ettikten sonra koru yolundan Kirazlıyayla – Rüzgarlıbahçe köylerinin eteklerinden sola dönüp Şahinkaya Köyünü solumuza alarak Akbaba Köyüne indik. Köyde bekleme yapma ticari düsturu ile Dereseki Köyünden transit geçip Deliosman Çayı üzerinden Rivaya yol veren Sırmakeş Caddesinin solundan Kaynarca Köyünün Tepesine doğru tırmanmaya başladık; çık, in, çık, in derken şehirlerde inşaat ya resullullah deyü ebedi saklambaç oynayan orman, kuşlar,köpekler, bak onlar sokakların daimi efendisi, sis, çiğ düşmüş yeşillikler ve o koku, doğanın doku ve kokusu sardı etrafımızı. Sis yüzünden iyice kayganlaşan yola dikkat ederek karşımıza çıkan ilk Poyrazköy tabelasından sola dönüp tırmanmaya başladık; bu kestirme bizi Anadolufenerine uzanan yola çıkartacak. Doğanın kalbine saplanmış bir bıçak misali tüm çirkinliğiyle otoyolu görmezden gelerek sıkı bir inişle Anadolufenerine, bizi tereyağına bonfile et, ördek yumurtası, mangalda ciğer ve has sucuk, mıhlama ile bekleyen Bora the Sakalsonun evine geçtik. Aman dikkat! Köy girişinde, solda kalan bahçeden delişmen köpekler bir anda önünüze fırlıyor, kalbiniz fırlamasın yerinizden, sakin olun.

Adamın bahçesi denize baktığı gibi yarıda kalmış teknesi bile var!

 

Yiyip içtikten sonra yola koyulma vaktidir dedik; tabii iki fire verdik: TCRno4 fatihi Sertaç “uyuyumadım lo” ve Ayhan the Horse Master da “evde yavrum bekler” deyip geldiğimiz yolu geri dönerken biz de Anadolufenerinden denize inip kırık köprüyü geride bırakıp ve de binlerce yılın eseri gel-gitler sayesinde oluşan onca kaya arasındaki minik kumsalı, Riva Jandarma Komutanlığı nizamiyesi önünden, en son 2014 yılında yenilenen Kaynarca-Hocaoğlu-Halayıkdere köylerini birbirine ve Rivaya bağlayan yolu takip ettik yine yeşillikler ve de “Rise My Angel” deyip iyice yükselen güneş eşliğinde. Kaynarca Köyünün tepesine uzanan kısa ama sert tırmanışın sonunda kendimi tutamadım Alper, Sakalson Bora ve Mesutcanı geride bırakıp Halayıkdere Köyüne doğru döndüm, merakım şu: en son 2014 yılında Ali Bahadır Köyünü çevreleyen ormanlar içinden geldiğimiz köyün yolu yapıldı mı, evet ise nereye bağlanıyor? Düz bir yoldan pedallayıp meydansızlıktan ölen köyün içine inip sonra asfalt çatlasa 3 metre genişliğinde bir yoldan çık, in şeklinde devam edip Hocaoğlu Köyüne indim ki bu yol zaten Kaynarca Köyünün tepesine tırmanan yokuşun eteği! Dön geri dedim Mahsus; yol dar, yol temiz, nasıl tırmanılıyor bir bilseniz güneş tam tepedeyken, sanki Alberto Contadorum da Alto de Angliru tırmanıyorum; kısa ama sert yokuş bitip de gerisin geri dostlarıma ulaşınca ağzı kulaklarımda ve ilk sözüm Bora the Sakalsona “mutlu olmamıştım uzun zamandır böylesine” oldu.

 

 

Kaynarca Köyünden yokuş aşağı inip Riva Yoluna vardık ve burada garabet ve de plansız, projesiz, altyapısız, kimseye danışmadan yaptık oldu bisiklet yolunun kalıntılarına aldırmaksızın Ali Bahadır Köyüne çıkışından girip düz ve de iyi sayılabilecek bir yolda bahar üşümesi gibi güneşi içimize çekerek Mahmut Şevket Paşa, kısaca Şevşenko \o/ köyüne girip kahvede yerimizi aldık asırlık çınarın güneşi selamlayan yönünde. Kısa bir çay, soba, üst baş kurutma, köy pilavından tulumba araklama, maden suyu molası verdikten sonra Bora the Sakalson ile yollarımızı ayırıp köyü gölgeye boğan Paşa ve Çelik Tepelerinin arasındaki boşluğu dolduran göletin etrafından güneşin koynuna serpesere yatan köpek dostlarımızın tedirginliğinde boktan bok, dağınık, bozuk, dar ama yemyeşil yolda keyiflice tırmanıp ilk soldan girip, Değirmendere Köyüne doğru indik Ayvalı Derenin yamacından. Düze, Paşa Mandıra Köyü yoluna indiğimizde görüş alanından çıkan Mesutcanın ön lastiğinin patladığını gördük; lastik nedir diye soranlara jant seti Campagolo Shamal Ultra C17, lastik seti de Challenge Strada 320 tpi. Korkmadık değil, zira Challenge ya da el yapımı cotton bread lastiklerin takılması ilk seferde bayağı zor, ellere felç geçirtecek denli hem de! Neyse ki korktuğumuz gibi olmadı ve beş dakikada yeni lastik yapıp Alperin de durduğumuz her yerde işeyip koku bırakarak bölgesini işaretlemesini bekledikten sonra sırasıyla Öğümce, Göllü Köyleri içinden geçip Bozhane Köyü eteklerine dek uzanan nabzı dinlendiren, bacakları açan düzlüğü geride bırakıp Kılıçlı Köyüne uzanan 2300 metre uzunluğunda, ortalama eğimi de %6 olan kaymak asfalttan yolu viraj almayı öğrenen motorcu kardeşlerimizin artizliği eşliğinde tırmandık, derken baktık ki Mesutcanın canı çıkıyor, geriye dönüp son 1 km’yi birlikte çıktık yeniden. Köyde durup “Nen var kuzum” dedikten sonra öğrendik ki Mesutcanın kazada üzerine düştüğü bacağı baldırdan dize dek ağrıyor; oysa akılsızlık bizde, Boranın evinde sadece baldırdaki yarayı temizleyip pansuman yaptık ki, bir ağrı kesici içseydi Mesutcan şimdiye rahattı. Neyse, kahvede mola verip Mesutcan iyi hissettiğinde yola düşük tempoda devam etme kararı aldık, birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için, Yollu olmak geride kimse kalmayacak demektir!

Reşadiyeden Alemdağa uzanan yol boyunca köpeklerle arkadaş olacaksınız, sakın şaşırmayın.

 

Kılıçlı Köyünün içindeki parke taşları geçen sene asfaltla kaplanmıştı; Sahilköye uzanan mezarlık yanındaki yola özlem ve hasret dolu bir bakış atıp içimden “Yeşilvadi Yollularındır” diyerek sağdan İshaklı Köyüne son sürat indiren yolu takip edip kamyonlar tarafından gri, kireç renge bürünen ağaçların gölgesinde Cumhuriyet Köyüne girip yönümüzü Reşadiye Ormanına çevirdik. Mesutcanı aramıza alıp çeke çeke, eğimin sertleştiği (%14 ulan!) yerlerde ise omuzundan, sırtından tutup ittire ittire “Çeke Çeke Ben Bu Dertten Ölürüm” türküsünü de mırıldanıp Hasret Gültekin sazıyla, Alemdağına vardık; burada kısa benzinlik molası verip güneşin son demlerini kaçırmadan Taşdelen Ormanı kıyısından şehrin cehennemi trafiğine girdik ki, ortalık kazma, hanzo, barzo, çomar dolu; metal yığını araçları içinde kendi krallıklarını yaşayan ego manyaklarına dikkat ederek ve de Sancaktepenin karmakarışık, kaos çarşısı içinden örümcek hislerimizi kullanarak sıyrılıp sanayi, şantiye ve biçimsizlik yurdu Sancaktepenin kenar kıyı yollarından Gülsuyu ormanının eteklerine vardık.

Sonrası bildik hikaye ve son rampa: Gülsuyu Kent Ormanı eteklerinden sahile inecek Başıbüyük Ormanı yoluna bağlanmak için bozuk yolda son ataklarımızı yapıp tırmandık ve bingo! Bu sefer benim Hunt & Mason 4Season jant setimin arka teli patladı! İkinci oldu bu dostum, bu yüzden senin yüksüksüz dandik çemberlerini Mavic Open Pro ile değiştireceğim! Ne diyorduk? Boktan yol… İnandığınız tanrı şu yola beton döke döke giden harç kamyonlarını taşa çevirsin! Yol yol değil çiçek bozuğu adeta! Tempoyu koruyarak pedallamak neredeyse 5cm yüksekliğindeki harç kalıntıları arasında ve de akan trafiğe karşın zor! Yenileyelim bela sizi taş etsin!

Vedalaşıp Alper ve Mesutcan ile saldım kendimi Gülsuyu tepesinden aşağıya kıçı seleye vermeden, patlak telli jantı daha da bozmadan, diğer ikili de Başıbüyük yolundan Kayışdağı yokuşuna salıp sahile, oradan da Bağdat Caddesinin atarım havamı yutun gazımı trafiğine dalıp evlerine pedalladılar.

 

Neyse, uzun oldu alt üstü 136km pedallayıp 2250mt tırmanmış, bir oturuşta ayılar gibi yemişiz otuz bin vuruşla anlattık bunu.Pedallayarak okuduğunuz için teşekkür ederim.

 

Madonna del Ghisallo sizi korusun. In Trust We Velominati!

Meraklısına sürüşün STRAVA verisi: https://www.strava.com/activities/1345407346

 

2 comments

Bir Cevap Yazın